IMF, 5. Boyut, Kanaltürk, 26.07.05
IMFÇözümler Bölümü 38:28 (4.40 MB)
Kanaltürk5. BoyutYapımcı:Katılımcılar: Uğur Civelek, Erol Manisalı, Türkel MinibaşProgramın Çözümler Bölümünü aşağıdaki bağlantıdaki iligili yerden dinleyebilirsiniz.http://www.geocities.com/mucahidakinci/index.htmlToplumu aydınlatma ve örgütleme çalışmalarınıza katkısı olacağı inancındayım.Sevgiler,
Göbek Dansı, Özgen Acar, Cumhuriyet, 26.07.05
Cumhuriyet 26.07.2005
KAVŞAK
ÖZGEN ACAR
AB Elçileri Göbek Atıyor
AB, Türkiye'nin üyeliğine en çok ''serbest dolaşım'' konusunda karşı çıkmıyor mu? Kişi başına üç bin dolarlık ulusal gelire sahip, yüzde 14'ü işsiz olan Türk halkının özlemi, en azından 10 bin dolarlık gelire sahip halklar gibi insanca yaşamak değil mi? Türkiye'nin nüfusu, AB ülkeleri içinde Almanya'dan sonra ikinci sırada, 2015'te birinci olacak. AB, eğer anlaşma olacaksa, ''serbest dolaşım'' kuralının Türkiye'ye uygulanmamasını istiyor. Bu ülkelerden vize almak için sırat köprüsünden geçilmesi gerekiyor. Banka hesap dökümü (kendi vatandaşına sorma hakkına sahip olmadıkları halde bu koşulu Türkiye'de uyguluyorlar), tapu, işyerinden kefalet gibi belgeler de isteniyor. Şimdi TC'nin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan bakın ne diyor?:
''1995'te 'İstanbul'a nakil ilm-i haberi ile girilmeli, dediğimde, Belediye Başkanı vize istiyor' dediler. Neden? İnsanların neden geldiğini, nereye gideceklerini, çalışmaya mı yoksa seyahat etmeye mi geldiklerini bilelim. Geldiği yeri belli olmayan, nereye yerleştiği belli olmayanlar, şu anda İstanbul'a bedel ödetiyorlar. Bu uygulama Türkiye için değil, dünyanın gelişmiş ülkeleri böyle yapıyorlar. Hatta cebinizde ne kadar para olduğunu da soruyorlar.''
Sanki konuşan Türkiye Başbakanı değil de Federal Almanya şansölyesi! Bu durumda İstanbul Almanya, İzmir Fransa, Mersin Hollanda, Adana İngiltere olmuyor mu? Başbakanın açıklamasının sözcük sözcük çevrilip tüm AB başkentlerine iletildiğini biliyoruz. Ankara'daki AB diplomatları, Türk başbakanı bizden artık ''serbest dolaşım hakkı isteyemez'' diye göbek atıyorlar.
Nasıl Meksikalı sınırdan kaçak olarak ABD'ye daha gönençli bir yaşam için geçiyorsa, bin doların altında geliri olan, işsiz Güneydoğulu insanımız da geliri altı bin doların üstündeki İstanbul'a, kâğıt üzerinde üç bin dolarlık işsiz Türkler de on bin dolarlık AB kentlerine iş umuduyla göç çabasında...
Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da kısırdöngü yaşanıyor. Deniliyor ki, terör insanları göçe zorladı. Son beş yılda Türkiye'nin nüfusu yüzde 6.3 artarken başta yüzde 15.4'lik bir oranla Tunceli'de olmak üzere 24 ilimizde nüfus düştü. Terör göçü yarattı. Peki, terörü ne yarattı? Türkiye'deki terör, ABD, İngiltere, İspanya, İsrail'deki terörle aynı değildir. Türkiye'deki terör kendine özgüdür. Hiç unutmuyorum, bundan yedi-sekiz yıl önce Bingöl'de bir kahvede iki oğlu da PKK'ye katılmış bir baba ile konuşuyordum. Anlattıkları sorunun can damarıydı:
''Oğlum liseyi bitirdi. Üniversiteye giremedi. İş bulamadı. Bütün gün kahvede ya kâğıt oynadı ya da TV'de porno filmler izledi. Bir gün, bir arkadaşı oğlumu köşeye çekip bir şey söyledi. Sonra eve gelip bizle helalleşti. Öteki gençler gibi PKK'ye gideceğini anlamıştım. Yine de nereye gideceğini sordum. Yanıtı 'PKK beni pilot olarak eğitip karnımı doyuracak!' oldu. Arkasına bakmadan gitti. Bir süre sonra hükümetle çatıştığı, öldüğü haberi geldi. Kardeşi haber vermeden evden kaçtı. Sonra bir arkadaşı onun da ağabeyinin intikamını almak için PKK'ye katıldığını söyledi...''
Son ÖSS sınav sonuçlarında ''başarılı iller listesine'' göz atarken PKK'nin "yeni pilot adaylarını" görür gibi oldum. Listenin en sonunda Hakkâri vardı, onu Şırnak, Ardahan, Bitlis, Ağrı, Bingöl, Artvin, Kars, Mardin izliyordu.
Başbakan İstanbul'un kapılarına Deli Dumrul dikmeye heveslenirken "yeni pilot adaylarını" da terörün kucağına itmiyor mu? Bırakın yıllardır bu bölgeye yatırım yapmayı, tam tersine köyler, mezralar boşaltılmış, Doğu'nun en önemli gelir kaynağı hayvancılık öldürülmüştü. ''Terör mü işsizlikten'' çıkmıştı yoksa ''işsizlik mi terörü'' beslemişti? Bu sorunun sorumluluğunu elbette yalnızca bugünkü hükümete yükleyemeyiz. Erdoğan, öncülleri gibi, ''bölgeye yatırım yüklemesi'' yapacağını söylüyor. Son çeyrek yüzyılın hükümetleri bu bölgede yatırımlara kapı aralamak yerine terörist yetiştirdikleri için suçludurlar. Ne dersiniz, vatana ihanet konusunda Vahdettin ile geçmiş yöneticiler arasında en ufak bir fark var mı?
İstanbul'a son beş yılda bir Gaziantep nüfusu eklendi. Varoşlar doldu taştı. Güneydoğu'daki işsizlik İstanbul'a, öteki kentlere taşındı. Güneydoğu ''terörü'' ; kapkaçı ile, fuhuşu ile, uyuşturucu ile İstanbul'da ''anarşiye'' dönüşünce Bizans'ın sermaye sahibi, eski belediye başkanı yakınmaya başladı. Peki 25 yıldır akılları neredeydi? Yurtdışına 40 milyar dolar götüreceklerine, bunun birkaç milyar dolarını o topraklara yatırsalardı, günaha mı girerlerdi? 1980'lerde baskıdan Türkiye'ye göç eden Bulgaristan Türkleri, son seçimlerde orada oy kullandılar? Neden? Türkiye'den önce AB'ye girecek olan Bulgaristan'da vatandaşlıklarını tescil edip AB'nin gönencinden pay kapmak için değil mi? Peki Kürt Mehmet PKK'den başka nereye gidebilirdi ki?
Elmek: oacar@superonline.com
Faks: 0312. 442 79 90
Neden Lozan, Erol Manisalı, Cumhuriyet, 25.07.05
Cumhuriyet 25.07.2005
EROL MANİSALI
Neden Lozan?
Herkes Lozan'ı konuşuyor. Bir taraf onu sıkı sıkıya tutmuş, bırakmak istemiyor.
- Öbür taraf yok etmek, parçalamak istiyor. Hem de adını hiç anmadan.
Adını hiç anmıyorlar ama Türkiye için dayattıkları sömürgeci politikalar ve uygulamalarla Lozan'ın varlığını yok etmek istiyorlar. Nasıl mı?
1) Ermeni soykırım öngörülerini Türkiye'nin kabul etmesi için dayatıyorlar. Kimler bunlar? ABD ve AB üyeleri. Sonra ne olacak; para ve toprak taleplerinin kapısı Batı emperyalizmine açılacak. Kendi mahkemelerinden çıkardıkları kararları, AB bekleme odasında kıstırdıkları Türkiye'ye kabul ettirmek isteyecekler.
2) Kürdistan projelerini dayatmaya çalışıyorlar. Nasıl mı?
- Kuzey Irak'ta ABD ve İngiltere otonom bir Kürt yönetimini askeri, siyasi ve iktisadi olarak resmen ürettiler. Türkiye'ye, İran'a ve Arap ülkelerine karşı bir maşa olarak kullanıp Ortadoğu'yu Batı emperyalizmine tamamen açmak için.
Türkiye içinde PKK'yi yıllardır desteklediler ve ayakta tuttular. Teröre resmen destek verdiler. 35 bin masum insanı öldürttüler. PKK, Kuzey Irak ve Güneydoğu Anadolu'da Batı emperyalizminin maşası haline getirildi. Proje 2000'li yıllarda var hızı ile sürdürülüyor. Hem AB hem de ABD tarafından. Her ikisi de Güneydoğu Anadolu'nun koparılması için siyasi, iktisadi ve askeri desteği sağlıyor. Bunlar Lozan'ı parçalamaya yönelik girişimlerdir.
Batı emperyalizmi Lozan'ı parçalamak istiyor.
3) İstanbul'da, Türkiye Cumhuriyeti'nden bağımsız bir Ortodoks devleti oluşturmak istiyorlar. Başrollerde yine ABD ve AB. İstanbul'a Batı'dan gelen bütün devlet adamları Fener Patriği ile boy boy resim çektirip dini, emperyalizmin bir maşası olarak kullanıyorlar.
4) Türkiye içinde Cumhuriyete, ülke bütünlüğüne ve laikliğe karşı altyapı oluşturmak için dayatıyorlar. Gayri milli sermaye çevreleri, köktendinciler ve tabii bölücüler en doğal işbirlikçileri. AB muhiplerinden bölücülere kadar uzanan geniş bir çevrede emperyalizm boy gösteriyor.
Lozan ve ılımlı İslam
Federal bir düzen ve ılımlı İslam cumhuriyeti istekleri bunun altyapısını hazırlamak için dayatılıyor. Sosyal devlet ve halkın egemenliği yerine tarikat ve İslamcı siyasilerin egemenliğini tercih ediyorlar.
Toplumsal ve toplumcu bir devlet yapısı, ''toplumsal özgürlüklerin de öne çıkarılması'' demektir. Bu öne çıkarılınca Batı emperyalizminin Türkiye'yi iktisadi, siyasi, askeri ve kültürel olarak sömürgeleştirme süreci ortadan kalkacaktır. Batı tekelleri ve IMF'ler ekonomiyi denetimleri altına alamayacaklardır. AB ile tek yanlı bağlar ortadan kalkacaktır.
ABD ve AB'nin federatif bir yapı ve ılımlı İslam formülleri, tamamen Lozan'ı hedef alan dayatmalardır.
Ermeni tasarıları, Kürdistan projeleri, Ortodoks devleti dayatmaları, ılımlı İslam dayatmaları Türkiye Cumhuriyeti'nin tüm kuruluş felsefesini ve öngörülerini ortadan kaldırmaya yönelik girişimleridir.
Türkiye, ABD ve AB'nin bu girişimlerini dengeleyip ortadan kaldıracak potansiyele ve olanaklara sahiptir. Sorun, bu olanakları kullanacak yönetimlerin işbaşına getirilememesinde düğümlenmektedir. Bunun için içerideki ''üç işbirlikçi unsurun'' tasfiye edilmesi gerekiyor. Halk bu iradeyi gösterecek gücü ortaya koyduğu zaman sorunlar art arda çözülmeye başlar.
Lozan'ın oturduğu zemini çürütmeye çalışarak bu tehlikeyi önlemeye çalışıyorlar.
Lozan'ı ortadan kaldırmak isteyenler ABD ve AB'dir. Bu gerçeğin Meclis, siyasal partiler, sivil toplum örgütleri ve askerler tarafından iyi değerlendirilmesi gerekiyor.
www.istanbul.edu.tr/iktisat/emanisali
Org. Hurşit Tolon, Çorlu, 24.07.05
Cumhuriyet 25.07.2005
ÇORLU
ABD'nin 'Sınırlarınız içindeki operasyona itirazımız yok' açıklamasına yanıt: Onay istemedik
Tolon sert çıktı
Çifte standart Sınır ötesi operasyona karşı çıkan ABD'ye göndermede bulunan 1. Ordu Komutanı Orgeneral Tolon, ''Ulusal güvenliğimiz için sanki onay talep edilmiş de 'lütfetmişler', sınırlarımız içindeki mücadeleye destek veriyorlar" diye konuştu. Tolon, operasyonları eleştiren AB büyükelçisine tepki göstererek "Onların kanını akıtan terörist, bizim canımızı yakan milismiş. Bu, çifte standart" dedi.
Rejime saldırı Cumhuriyetin niteliklerini "tersyüz etme özlemi" içindeki şeriat yanlılarının saldırılarının sürdüğünü söyleyen Tolon, "İnanç görüntüde değil, gönüllerde yaşatılır. 40'lı, 50'li yılların fotoğraflarına bakın" diye konuştu. Tolon, Atatürk ve Cumhuriyeti içine sindiremeyenler olduğunu vurgulayarak "Lozan Antlaşması'nın tek satırına dahi aykırı harekete izin verilmeyecek" dedi.
1. Ordu Komutanı Orgeneral Hurşit Tolon , Cumhuriyetin temel niteliklerini ''ters- yüz etme özlemi'' içindeki şeriat yanlılarının saldırılarının sürdüğünü belirterek ''Bunlar, her fırsatta, her yerde hilafet sözlerini dile getirirler'' dedi.
1. Ordu Komutanı, terörle mücadelede Türkiye'ye çifte standart uygulandığını söyledi
Terörle mücadelede Türkiye'ye yönelik çifte standart uygulandığına işeret eden Orgeneral Tolon, Türkiye'nin kendi sınırları içinde operasyon yapabileceği yönündeki açıklamalara da değinerek ''Ulusal güvenliğimizi sağlamak için yasal ve evrensel mücadelesini sanki onlara soran varmış, sanki onlardan onay talep edilmiş de 'lütfetmişler' , ülke sınırlarımız içinde bu mücadeleyi sürdürürsek desteklerini ifade ediyorlar'' diye konuştu.
'Açıktan açığa saldırı'
5. Kolordu Komutanlığı'nca Tekirdağ'ın Çorlu ilçesine bağlı Önerler köyünde ''Köy Destek Uygulaması'' için düzenlenen törene katılan 1. Ordu Komutanı Orgeneral Hurşit Tolon, burada yaptığı konuşmada sert mesajlar verdi. Cumhuriyetin nimetlerinden yararlandıkları halde Atatürk ve Cumhuriyeti içlerine sindirememiş olanların bulunduğunu belirten Tolon, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı tarafından basılan bir broşürde yer alan ifadeleri gündeme getirdi. Orgeneral Tolon, ''Daha birkaç hafta önce uluslararası bir toplantıda binlerce yabancıya dağıtılan tanıtım broşürlerinde şunlar yazılıydı:
'Cumhuriyet döneminde İstanbul'a şehircilik adına hiçbir şey yapılmamış' mış... İstanbul orada. Neyin yapılıp neyin yapılmadığını hepiniz çok iyi biliyorsunuz. 'Cumhuriyetle hilafet sona erdirilmiş de İstanbul'un tarihi prestiji zayıflatılmış...'
Bu yetmiyor, daha başka şeyler de yazılı. Tekke ve zaviyelerin kapatılması, İstanbul'un tarihinden ve kültüründen koparılarak mistik havası bozulmuşmuş. İşte bu kadar zırva ile maalesef günümüzde laik Cumhuriyete açıktan açığa saldırılmaktadır'' diye konuştu.
Türkiye Cumhuriyeti'nin temel niteliklerini ''ters-yüz etmeyi kafasına koymuş'' olan hilafet özlemi içerisindeki şeriat yanlılarının sistematik saldırılarının, kendilerine ''dur'' diyen kişi ve kurumlara karşı sürdüğünü anlatan Orgeneral Tolon, ''inancın, görüntüde, şekilde değil, gönüllerde, zihinlerde yaşaması, yaşatılması gerektiğinin bilmezden gelindiğini'' kaydetti.
'Ne kadar bekleyeceğiz?'
''1940'lı, 1950'li 1960'lı yılların fotoğraflarına bakın, Türk insanı o zaman başka bir inanç içinde miydi ki? Öte yandan AB sürecinde Avrupa ile bütünleşmek gayretini sürdürüyoruz. Peki bu kafayla, bu akılla AB kuyruğunda daha ne kadar bekleyeceğiz'' diye soran Orgeneral Tolon, Lozan Antlaşması'nın yapıldığı şekil ve ruhuyla korunacağını ''tek satırına dahi aykırı harekete asla izin verilmeyeceğini'' kaydetti.
Türkiye'nin ulusal birliğine yönelik terör eylemlerine de dikkat çeken Orgeneral Tolon, terörle mücadelede Türkiye'ye yönelik çifte standart uygulandığını söyledi. Türkiye'nin terör örgütüne yönelik sınır ötesi operasyon yapamayacağı yönünde mesaj veren ABD yönetimine de göndermede bulunan Orgeneral Tolon, şunları kaydetti: ''Ulusal güvenliğimizi sağlamak için yasal ve evrensel mücadelesini sanki onlara soran varmış, sanki onlardan o- nay talep edilmiş de 'lütfetmişler' , sınırlarımız içinde bu mücadeleyi sürdürürsek desteklerini ifade ediyorlar. Sınırımıza çok yakın eşkıya yuvalarına devletin uluslararası antlaşmalara dayalı olarak meşru müdafaa hakkı ile yapacağı operasyonlar için oralarda bağımsız bir devlet olduğunu açıklamışlar. Nasıl bağımsız devletse?''
'Aklınca öğüt veriyor'
Geçen ay Ankara'da gerçekleştirilen AB büyükelçiler toplantısında, Hollanda Büyükelçisi'nin Güneydoğu'da askeri operasyonlara yönelik eleştirilerini de gündeme getiren Tolon, ''Uluslararası geleneklere göre haddini ve hukukunu aşmaması gereken bir temsilci de, her gün vatan evlatları günahsız yere terörist tuzaklarıyla şehit ya da gazi olurken, nice tüten ocaklar sönerken bunlara karşı 'Silahlı mücadele yapmayın' diyerek aklınca bize öğüt vermektedir. Yine buyurdular ki, onların kanını akıtanlar teröristmiş, bizim canımızı yakanlar ise milismiş. Gördünüz mü uluslararası adaleti, hukuk eşitliğini, çifte standardı?'' dedi. Tolon, Kıbrıs'ta bin yıldır var olan Türk varlığını sona erdirme gayretlerinin göz ardı edilmemesi gerektiğini bildirdi.
Iraktaki İşgal, Öztin Akgüç, Cumhuriyet, 24.07.05
Cumhuriyet 24.07.2005
YORUM
ÖZTİN AKGÜÇ
Savaş Kazanıldı mı?
Irak savaşını ABD kazandı mı? Bakış açımıza göre farklı yanıtlar verebiliriz. ABD'nin teknik ve ekonomik gücüne karşın Irak'ta tam bir egemenlik sağlayamadığını, direnişlerin arttığını, ABD'nin küçümsenmeyecek askeri kayıplar verdiğini, ABD'nin Irak'ta işgalci, bir yerde de tutsak konumuna düştüğünü, ABD'nin cari ve bütçe açıklarının büyüdüğünü dikkate alarak ABD'nin savaşı kazanamadığını düşünebiliriz. Buna karşı, ABD'nin istediğini elde ettiğini, Irak petrollerini kontrol altına aldığını, Irak'ın kuzeyinde de kendi denetiminde, kanatları altında bir Kürt devletinin oluşumuna olanak verdiğini, İsrail'i yakın koruma altına aldığını, İran ve Suriye için fiili bir tehdit oluşturduğunu, daha önemlisi ABD şirketlerinin, ABD ve çokuluslu petrol şirketlerinin satışlarını ve kârlarını büyük ölçüde arttırdığını görerek, savaşın emperyal güçler tarafından kazanıldığını da düşünebiliriz.
Bence savaşın asıl nedeni petrol bölgelerinin ABD denetimine geçmesi, ABD ekonomisinin canlanması, çokuluslu petrol şirketlerinin kârlarının artması olduğundan, sorunun bu açıdan irdelenmesinde yarar vardır.
Dev petrol şirketlerine ilişkin olarak Fortune dergisinin 500 büyük ABD şirketi listesinden ve internetten sağlanan bazı bilgileri aktarayım.
Görülüyor ki ilk üç sırada yer alan petrol şirketlerinin her birinin yıllık satış hasılatı, bizim ulusal gelirimizin üstünde.
Exxon Mobil, ABD 500 büyük kuruluşu sıralamasında kâr açısından 25.330 milyon USD-Dolar olarak ilk sırada yer alırken kârı 2003 yılına göre yüzde 17.8 düzeyinde artmış. Satışlarda artış yüzde 21.5 düzeyinde gerçekleşmiş.
Yine bir ABD petrol devi olan Chevron-Texaco 500 büyük ABD kuruluşu arasında 6'ncı sırada yer alıyor. Chevron'un 2003 yılına göre USD bazında satışları yüzde 29.0 düzeyinde artarken, kâr artışı yüzde 84.3 düzeyinde olmuş.
Fortune'un 500 büyük ABD kuruluşu ya da şirketi listesi, savaştan kimlerin kazançlı çıktığını ortaya koyuyor. İnsan hakları, demokratikleşme, refahın tabana yayılması, bunlar slogan olarak kalıyor, gerçekler ise bilançolarda görülüyor.
Bu köşede katıldığım bazı görüşleri, gerçekleri aktarmaya çalışıyorum. Kapitalist düzende serbest piyasa, tam rekabet olmaz, tekelleşme olur, az sayıda firmanın piyasalara egemen olduğu, yönlendirdiği oligopolitik bir yapı oluşur. Emperyalizm, yayılmacılık, kapitalist düzenin bir aşaması, bir sonucudur. Bu nedenle kapitalist düzen barışçıl değildir. ABD ekonomisinin ayakta kalabilmesi, büyük ABD kuruluşlarının kârlarının artabilmesi için, soğuk hatta sıcak savaşlara gereksinim vardır. Sorun Bush, Cheney, Wolfowitz, Perle, Rumsfeld değil, onları o mevkiye getiren güçlerdir. Bu kuklaların rolü, görevi bittiğinde yerini yeni kuklalar alır.
On binlerce sivil Iraklı ölmüş, milyonlarca Iraklı altyapıdan, konuttan yoksun kalmış, yaşam savaşımı veriyor, paralı, daha çok kırsal kesimden gelmiş ABD askeri ölüyor, yaralanıyor, Bağdat yıkılıyor, tarih yağmalanıyor, insanların ortak eserleri yok ediliyor, ne gam, petrol şirketlerinin kârları artıyor.
İnsanın biraz vicdanı olmalı, yüzü kızarmalı, G-8'ler, Bush, Blair , Afrika'ya yardımdan, borçların silinmesinden, insancıl davranışlardan söz ediyorlar. Yardım dedikleri, Irak savaşı nedeniyle petrol devlerinin kâr artışının yüzde kaçı? Dünyayı şu ya da bu şekilde soyacaksın, artan kârının yüzde belki de binde birkaçını, yoksullara yardım adı altında kullanıp insancıl olarak tanınacaksın. İnsancıl havası atacaksın. Üçe-beşe satın aldığın medyada da destek bulacaksın. Bazı bönlerde de ''Bak yardım da ediyorlar'' izlenimini uyandıracaksın. Kapitalizmin bir özelliği de bu, yüz soyup, bunun yüzde bir-ikisini insancıl amaçlar için kullanıp bir de yardımsever görüneceksin.
Bilançolardan, bu kirli savaştan kimlerin ne ölçüde kazançlı çıktığı okunuyor. Amaç insancıl değil ki, insancıl açıdan değerlendirelim. Savaşın galipleri, kazançlıları belli.